10 Eki 25 - Cum 6:27:pm Sine-i Millet
Dark Light

Blog Post

Sine-i Millet > Kitap ve Film İncelemesi > Bir Adam Yaratmak: Uçurtmasını İncir Ağacına Asan Bir Üstad

Bir Adam Yaratmak: Uçurtmasını İncir Ağacına Asan Bir Üstad

Hifa Berre Toprak’ın kaleminden…

Selamlar sevgili kitap sever dostum. Şimdi bahsedeceğim kitabı daha önce okuduysan ya da bir sonbahar sabahı herhangi bir tiyatro sahnesinde seyrettiysen, muhtemelen inceleme için yazdığım başlığı gördüğün zaman zihninin derinliklerini yoklayıp “Uçurtma bu kitabın neresindeydi?” diye düşünmüş olabilirsin.

Belki de şu an okuduğun yorumdan sonra kitabı eline almaya karar verecek olan bir kitapkoliksen, şimdiden uyarmak isterim ki piyesimizin herhangi bir yerinde hiçbir dükkânda uçurtma satılmıyor, kimse gökyüzüne uçurtma uçurmuyor ya da uçurtmayı konu alan bir şiir okunmuyor.

Peki, bunca zengin diyalog ve olay örgüsü içerisinde atılabilecek binlerce başlık varken piyesimize ait olmayan bir obje ile neden ya da neyi anlatmaya çalışıyor olabilirim? Gel birlikte bu sırrı çözelim…

Necip Fazıl Kısakürek, önsözünde “Bu eserimi bugüne kadar vücuda getirdiğim eserler içinde en bağlı olduğum eser biliyor ve öylece bildirmek istiyorum. Ona olan zaafım, üstünde fazla konuşmamı yasak ediyor. Zaten hadiselerin sırrını, kaba saba formüller içinde harcamaya, ulu orta dogmalar yapmaya düşmanım. İyi ve kötü, söyleyemediğimi, iyi veya kötü eserim söylesin!” diyerek, aslında hikâyenin başında “Dikkat edin! Bu eseri okurken düşünceleriniz bir bıçak kesiği gibi kanayabilir.” uyarısını naif bir şekilde zaten yazmışken, kelimelerin ve hadiselerin duygusal ve manevi sırlarına aç olan zihinler için bu uyarının uzaklaştırıcı değil, bilakis iştah kabartıcı bir açılış mezesi olduğu kanaatindeyim.

Kaderini Karalayan Mürekkep

Piyesimiz, Hüsrev adlı bir yazarın geçmişinden esinlenerek yazmış olduğu bir tiyatro eserinin sahnelendikten sonra şehirde çok yankı uyandırması üzerine, gazetecilerin ailesiyle birlikte oturduğu yalıda Hüsrev’e sorular sorması ile başlıyor.

Piyes içinde bir piyes…

Her okuyucu bilir ki kitapların çoğu ağır bir tempoyla sizi yaşanacak olaylara hazırlayarak başlar. Ama bu kitabı ilk okuduğumda, daha birinci sahnede kendimi buzlu bir suya hiç alıştırılmadan atılmış gibi hissetmiştim.

Diyalogların derinliği, kitaplarına bir bebek gibi bakıp sayfaları karalamaya kıyamayan okuyuculara dahi kitabın neredeyse tamamının altını çizdirecek kadar kaliteli olmasının yanı sıra, aslında genele bakıldığında konunun gerçekten ilgi çekici olduğunu fark edersiniz.

Hüsrev’in yazdığı piyesin konusuna gelecek olursak:

Başrolümüzün babası, daha sekiz yaşlarındayken bahsedilmeyen bir sebeple kendini evlerinin önündeki incir ağacına asıyor. Başrolümüz yıllar sonra bir kaza sonucu annesini, içinin boş olduğunu sandığı bir tabancayla vurup öldürüyor. Sonrasında delirerek kendini aynı babası gibi bahçelerindeki incir ağacına asıyor.

Gazeteci, piyesimizin yazarı Hüsrev’e aslında bu incelemeyi yazmaya karar vermeme sebep olan o soruyu soruyor:

“Acaba bu piyesi yazarken kendi hayatınızdan esinlenmiş olabilir misiniz?”

Hüsrev oturduğu yerden kalkıp evlerinin bahçesinde bulunan incir ağacını göstererek “Her eser sanatçısından izler taşır.” cevabını verdiği an, kitaba dair soru işaretleri kafamda uçuşmaya başlamış ve daha o andan itibaren bir fikrin ışığı yanmıştı zihnimde.

Üstad, oyun içinde bir oyun yazarını konuştururken eserine bağlı, hatta eserinin ondan bir parça taşıdığını ifade ederken aslında kendi yazmış olduğu oyunun da kendi hayatından izler taşıdığını mı anlatıyor?

İtiraf etmeliyim ki bu soru başlığı altında okuduğum her karakteri Üstad’ın gözünden ve onun yaşamından kırıntılar taşıyor mu diye düşünürken kendimi Hansel ve Gratel hikâyesinde hayal etmiş olabilirim. Her detay beni sanatçının zihnine biraz daha yaklaştırıyor ve daha da tuhafı, çok uzaklara itiyor gibi hissettim.

Hüsrev’in başına gelecek olay örgüsünü takip etmeden evvel bilmemiz ve sorgulamamız gereken en önemli karakter, kendini piyeste olduğu gibi otuz sene evvel muamma bir sebeple incir ağacına asmış babasıdır.

Fazıl’ın hayatında bildiğim kadarıyla böyle bir trajedi olmadığı için, kırıntıları takip ederken gittiğim yolun yanlış olduğu hissine kapılmadım değil.

Piyesin ilerleyen bölümlerinde, Hüsrev’in o ya da bu sebeple kendi kaleminin yazdığı kaderin içine sürüklendiğini ve yazdığı oyunu nasıl kurguladığını anlatırken kendisine yıllardır âşık olan kuzeni Selma’yı mermilerini boşalttığı bir silahla herkesin gözü önünde yanlışlıkla vurması sonucu Selma’nın ölmesini ve Hüsrev’in kendi mürekkebine bulanarak delirdiği sahneleri görüyoruz.

İntiharın Gölgesinde Bir İman Mücadelesi

Hüsrev’in delirdiği bölümlerde, evdeki çeşitli karakterlerle farklı konularda geçen tüm diyalogları -hizmetlisi Osman’a söylediği gibi- hepimizin zihninde bir bıçak yarası açtığından ve düşünmek Hüsrev’ e göre bir yaranın kanaması gibi durdurulmaz olduğundan, kitabın geri kalan bölümlerinde hissedeceğiniz duygular çok daha derin ve karmaşık olabilir.

Hüsrev’in sözlerini duyan herkes onun da babası gibi kendini o ağaca asacağını düşünmeye başlayınca, ellerinden gelen tek eylem bahçedeki ağacı kökünden kesmek ve Hüsrev’i tımarhaneye kapatmaya ikna etmek oluyor.

Herkesin düşündüğünün aksine, kitabın sonunda da gördüğümüz gibi Hüsrev kendini defalarca kez babasının kaderine sürüklemek istese de bu eylemi hiç gerçekleştirmiyor.

İşte bu noktada kafama takılan soru şuydu:

“Hüsrev’i babasından ayıran şey neydi?”

Sanatçısından İzler Taşıyan Bir Geçmiş

Hepimiz zaman zaman hayattaki amacımızın ne olduğunu sorgular, yaşadığımız imtihanların üzerimize geldiğini düşünüp daralırız. Sonunda katılmanın değil, katlanılmanın mümkün olduğu bu dünyada hepimizin kaderinin üzerinde bir Yaratan olduğunu hatırlar ve sonunda O’na sığınırız.

İmanın yetmediği yerde intihar devreye giriyorsa, manasız bulduğu hayata teslim olmuş imansız bir baba figürü canlanıyor gözümde.

Bomboş bir ömür sürdüğüne inanan ve kendisinin kontrol edemediği bir güce inancı olmayan baba…

Hüsrev’i babasından ayıran şey inançtı. O, intihar etmeyi reddedip delirmeyi seçti.

İşte tam bu noktada Üstad’ın kitabın başında söylediği o sözün, okuyucuya tuttuğu ışığın izlerini tekrar takibe başladım.

İmansız bir baba… Onsuz geçen otuz yıl…

Bir yazarın satırları geldi aklıma… Bir sanatçının izlerini gördüm bu geçmişte:

“Otuz yıl saatim çalışmış, ben durmuşum. Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.”

Evet sevgili dostum, incelememin başında yazmış olduğum uçurtma, Üstad’ın iman etmeden evvel gökyüzünde uçurduğu uçurtmanın aynısıydı.

Kitapta en önemsiz addedebileceğimiz karakterlerin dahi isimleri ve meslekleri zikredilirken, kitabımızın baş karakterlerinden sayılabilecek olan baba karakterinin ismi neden zikredilmiyor?

Acaba Üstad, inançsız geçen ömrünün değersizliğine vurgu yapmak için mi bu yolu seçiyor?

Belki de iman etmeden evvel geçen ömründe yaşamış olduğu boşluk hislerini, bırakıp gitme düşüncelerini bir incir ağacına asmış ve o devre bir nokta koymuş olabilir mi?

Acaba Üstad’ın önsözdeki “En kıymet verdiğim eser” vurgusunun sebebi, yeni hayatına bir hamd ve geçmiş benliğine bir veda etmesi olabilir miydi?

Bitmeyen İmtihanlar ve Sonsuz Teslimiyet

İman ile birlikte hayatında birçok şey değişmiş olabilir ama ya imtihanlar? Pişmanlıklarımız ve hatalarımız, boşluk hislerimiz hiçbir zaman peşimizi bırakmaz.

Bu yüzden hayatının ikinci dönemini temsil eden Hüsrev’in acılarına boğuyor belki de bizleri. Ve sonunda delirmeyi seçen Hüsrev kadere teslim oluyor.

“Bu dünyadan bırakamayacağım hiçbir şey yok.” diyor Hüsrev. “Ne deniz, ne ağaç, ne kadın, ne de ben…”

Ama ya ahiret? İşte iman budur. İnsan düşse de imtihanlar olsa da hatalar da yapsa sonunda dayanacağı yer Allah’tır.

Kitabın içerisinde geçen tüm karakterlerle ve en çok da kendi benliğiyle imtihan olan Hüsrev’in düşüncelerini ve yaşanan olayları uzun uzun anlatıp okuma seyrinize zeval vermeyeceğim.

Şunu da belirtmeliyim ki:

Şu ana dek okuduğunuz hiçbir fikir ne Üstad’ın ağzından onaylanmış ne de bir yorumcu tarafından anlatılmış olmayıp, benim Bir Adam Yaratmak eserinde sanatçısından bulduğum izleri aktarma çabamdır.

Her şeye rağmen kelimesi kelimesine okunmaya, izlenmeye, anlamaya ve anlatılmaya değer bir kitap…

Hibemden;
Tüm kitap kurdu dostlara,
Sevgi ve saygılarımla…

-Hifa Berre Toprak-

*

Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazı ve şiirlerin bu sayfadan başka bir yerde yayınlanması yasaktır. Ancak; kaynak, yazar ve şair ismi belirtilerek ya da site bağlantısı eklenerek paylaşılabilir. Aksi paylaşımlar 5846 sayılı kanuna tabidir.

Visited 82 times, 1 visit(s) today

Leave a comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir