Furkan Alp’in kaleminden…
“Tanzimat Sonrası Türk Romanı ve Batılılaşma” üzerine düşünür düşünmez aklıma Ahmet Mithat Efendi’nin “Felatun Bey ile Rakım Efendi” adlı romanı gelir. Romantizm akımının etkilerini barındıran bu romanda, yanlış batılılaşma belirtilerini çok net gösteren züppe Felatun Bey ile çalışkan ve kişilikli Rakım Efendi’nin zıtlıkları dikkat çeker. Zengin bir adam olan Mustafa Meraki Efendi’nin oğlu Felatun Bey; parasını tiyatrocu Polini’ye yediren, lükse düşkün bir Avrupa özentisidir. Yarım yamalak Fransızca konuşarak veya filozof Platon’a dayanan adına gönderme yaparak bilgili görünmeye çalışsa da hep gülünç duruma düşer. Nihayetinde babasından kalma serveti tüketir, beş parasız kalırken Libya’da bir memuriyet bulur ve geç de olsa akıllanır.
İşte bu tipe zıt olan Rakım Efendi yoksul bir aileden gelir, dadısı onu okutur. Kendini geliştirir ve Felatun Bey gibi kumar, tembellik vb. hatalara düşmez. Fransızca öğrenir, dürüstlüğü ve çalışkanlığıyla zorlukları aşar, sevilen ve saygı duyulan biri olmayı başarır. Nihayetinde de deyim yerindeyse sınıf atlar ve mutlu sona kavuşur. Bu tip de Ahmet Mithat Efendi’nin ta kendisidir. Doğru ve düzgün batılılaşma budur. Gerekli ve faydalı olanları alıp kullanmak, kendini geliştirmektir.
Batılılaşma üzerine tefekkür ederken Abdullah Cevdet’i de irdelemeliyiz. Abdullah Cevdet’in “Batı” üzerine görüşlerini anlamak ve yorumlamak için “İçtihad” dergisindeki “Şime-i Muhabbet” makalesi çok uygundur. Yazar, burada; Hıristiyan dünyasına husumet ederek çok yanlış yaptığımızı söyleyerek vurucu cümlelerine giriş yapıyor. Avrupa’dan gelen iyi şeyleri de kötü algıladığımızı söylerken ekliyor; Avrupa demek üstünlük demektir. Yazara göre biz ile Avrupa’nın arasındaki ilişki; zayıf ile üstünün, cahil ile alimin arasındaki ilişki demek imiş. Toprak kayıplarımız da buna bağlı imiş. Abdullah Cevdet bu makalesinde, okuyucuya husumet değil muhabbet tavsiye eder fakat neye ve kime muhabbet? Kendi deyimiyle; güçlüye, bilgiliye, zengine, üstün olana muhabbet… Bu saydığı özelliklere sahip Avrupalıyı -açıkça- bizden üstün sayar hatta İngilizleri överken “milletlerin en büyüğü” diye yazar. Zaten kendisi de İngiliz Muhipleri Cemiyeti kurucularından biridir. Abdullah Cevdet’e göre gerçek düşmanlarımız; tembel, cahil, fakir, mutaassıp ve gelenek/göreneklere bağlı olmamızdır; Hıristiyan âlemi değildir. Avrupa, bizim hocamız ve biz onun talebesi olmalıyız.
Bence çok tatsız ve yanlış bir batıcı olan Abdullah Cevdet’in Sosyal Darwinist bir yönü de vardır. Makalesinde; zayıfa herkesin düşman olacağını ve de güçlü olanın haklı olmaya ihtiyacı olmadığını söyler. Batının bize aslında zarar vermediğini, bizim kendi kendimize zarar verdiğimiz fikrini işler. İngiltere ve ABD’de hem zamanın değerli hem de hayatın önemli olduğunu bizde ise tam tersi olduğunu yazar. Abdullah Cevdet’e göre alternatif bir medeniyet yoktur ya Batı Medeniyeti vardır ya da medeniyetsizlik. İslam ile arası bozuk olan Abdullah Cevdet’in batıcılık görüşü de kendi deyimiyle “gülü, dikeniyle birlikte kabul etmek” üzerine kurulmuştur. Yani ona göre Batıdan gelen her şeyi iyisiyle kötüsüyle birlikte alsak dahi şimdiki halimizden daha iyi duruma geliriz.
Ahmet Mithat Efendi’nin batılılaşma fikri, halk arasında ünlü olan, “Batının iyi yanlarını alıp kötü taraflarını almamak” cümlesi ile özetlenebilirken Abdullah Cevdet’in batılılaşma fikri ise Batıyı bir nimet gibi görüp ne alabilirsek almak üzerinedir diyebilirim.
-Furkan Alp–