Rıza Can Aşık’ın kaleminden…
Türkiye’de ilk önyargılar neyle başlar diye sorulsa sanırım “Memleket neresi?” sorusunu buna cevap olarak verebilirim. Kahvehanelerdeki falancalıya sormuşlar filancalıya sormuşlar fıkralarından, falanca yerden adam mı çıkmış bayağı genellemelerine kadar alıp götüreceğimiz bu önyargı örneklerini daha sonra ırk, dil, din ve en son fikir önyargıları izler. Fikirsel bir önyargıya erişebilmek için epey bir yolumuz var demek. Lafı getirmek istediğim yeri başta kısaca belirttikten sonra başlığını attığım meydan muharebesinden kısaca bahsedeyim.
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer influencer iken pireler yeni nesil kuaför iken elin İngiliz gavuru bizim meşin yuvarlak “ball” dediği cismani şerden bir alet icat etmiş. Yeni Türkiye’de öz türkçe olabilmesi için adına top demişler. Tekerleği ilk bulan atalarımızın topun icadını akıl edememesi şaşırtıcı ve üzücü bir durum tabi. Meselelere üç boyutlu bakamamamızın bir neticesi olsa gerek. Velhasıl bu top denen şey Batının ilminden önce gelmiş memleketimize. İlminin hala gelmesini bekliyoruz. Bu top denen şey üç koca büyük takımın ardından İstanbul dışında da sevilmiş beğenilmiş, genç cumhuriyet saraylı İstanbul’un imkanlarını Anadolu’ya taşımış, padişahlar gibi ihmal etmemiş Anadolu’yu. Devrimler, savaşlar, darbeler derken genç cumhuriyet de orta yaşlara merdiven dayamış artık altmışlara gelindiğinde. Meseleler hallolmuş e artık biraz keyif de yapmak herkesin hakkı. Başlamış şehirlerde bir bir kulüpler kurulmaya. Dallanıp budaklanmış futbol memlekette. Birinci ligten sonra ikinci ligler de kurulmuş.

İşte bu ikinci ligin iki kulübü Kayserispor ve Sivasspor 17 Eylül 1967 günü Kayseri’de karşı karşıya geldi. Sivas’tan epey bir taraftarında izlemeye gittiği müsabakada Kayserispor’un 1-0 öne geçmesinden sonra karşılıklı sataşmalar ve dalaşmalardan dolayı ortam gerildi, kavgalar başladı. Tribünlerdeki gerginlik esnasında yaşanan çatışmalarda çoğunluğu çocuk 43 kişi hayatını kaybetti yüzlerce kişi yaralandı -İki tümen birbiriyle iki saat çarpışsa bu kadar zayiat olurdu sanırım-. Yaşanan olaylar saha dışarısında da devam etti. Birbirlerinin şehirlerine ait plakalı araçlar ateşe verildi. Dükkanlar yağmalandı. Meşin yuvarlak bir ateş topu gibi sahaya düşmüştü bir kere. Olayı haber alan Sivaslılar da geri kalmadı tabi. Sivas’taki Kayserililer için cadı avı başladı. Olaylar o denli büyüdü ki dönemin başbakanı Süleyman Demirel yurtdışı ziyaretini iptal etti, valiler emniyet müdürleri görevden alındı, pek çok karşı mahallelerde yaşayan Sivaslı ve Kayserili tehcir edildi hatta iki şehir arasındaki yollar kapatıldı. İki şehir birbirlerinin Türklüğünü reddetti. Olayın sınırlarını siz düşünün! Bu şiddette olmasa da pek çok hasımlı il ilçe belde takımları karşılaşınca bu tarz olaylar tarihte bol bol yaşanıyordu. Bugün de benzer şeyleri duyuyoruz görüyoruz.

Küçücük bir meşin yuvarlağın yaptığına bakın siz!
Tüm bu anlattığım kadarına yukarıdaki cümleyi sebep göstermeme elbette inanmayacaksınızdır. Topun kendi kendisine ne suçu olabilir. Peki neden bu denli bir şiddete eğilim gösteriyoruz? Kitlesel olarak hareket ettiğimiz meselelerde neden daha kolay saldırganlaşabiliyoruz? O zaman şu meşin yuvarlağı biraz daha zihnimizde sektirmeye ne dersiniz.
Futbol icad olunup insanlar arasında bu denli sevilip oynanmaya başlandıktan sonra sermayenin ilgisini çekmemesi beklenemezdi. Sermayenin olaya el atmasından beri futbol hiçbir zaman sadece futbol olmadı. Medeni dünyanın! gladyatör dövüşlerinin yerini alan en sükse yapmış sektörel müsabakalar günümüzde futbol arenalarıdır. Dünyanın en fazla izlenen ve yayın gelirine sahip İngiliz liginin çoğunun yahudi sermayenin elinde olmasından sizler bir götlük olduğunu düşünebilirsiniz. Korkunç boyutlarda kumar piyasasının eline geçmiş futbol, hatta devletlerin siteleri üzerinden oynanan bir oyundan temizlik beklemek de safdillik olur elbet. Temiz futbol çamurlu sahalarda kaldı, şimdi izlediğimiz sonuçlarını önceden belirleyen Epstein çetesinin uzantısı sektörel futbol. Bu kadar kitlesel bir ilginin duyulduğu bir hobiyi kâra dönüştürmeyi düşünen yahudi zihniyeti herhalde bu denli güçlü bir kitlesel hareketi de kontrol etmeyi, edemediği noktalarda manipüle etmeyi ihmal etmeyecektir. Futbolun dış mihnaklarını başka bir yazının konusu olarak işleyeceğimizi söyleyelim ve gelelim asıl sömürüldüğümüz yere, iç mihnaklara.
İnsanın yarışmacı, rekabetçi bir tarafı vardır. Hepimiz bunu hissederiz ve bunun için mücadele ederiz. Bir yerde varlığımızın amacına hizmet eder bu duygumuz. Bu duygu, hayatta kalma içgüdümüzün en doğal halidir. Ancak bu var olma çabamız karşımızdakinin yok olmasına bağlı mıdır muhakkak? Şairin; “Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın; gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın” dizesinde ifade ettiği gibi bu muhtaçlık birbirinin varlığıyla mümkün. Ettiğimiz mücadele diyalektik bir mücadeledir. Karşımdakini yok etmek üzerine değil. Temelde mücadeleyi, kazanmayı böyle anlamlandıran bir zihin spor anlayışını da insani bir boyutta tefekkür edecek sahada erdem sahibi olmaktan vazgeçmeyecektir veya tribünde veya hayatta. Kitlesel her etkinlikte sahip olduğumuz medeni kodlarla hareket edeceğimizi unutmayalım. Savaşırken de böyle spor müsabakasında da böyle. Yenilince ağlayıp, kazanmak için hile yapmak bir tavırdan önce düşünsel bir altyapının problem olarak karşımızda olduğunu gösterir. Ekran başlarında ortalığı ateşe veren kulüp başkanları, oyuncular, yöneticiler, antrenörler akşamları aynı mekanlarda bonzai partilerinde eğlenirken bizlerde gündelik hayatımızda onlar adına komşumuzu, eşimizi, dostumuzu dilimizle ateşe veriyorsak kardeşçe top koşturduğumuz çocukluğumuzun çamur sahalarına dönme vaktimiz çoktan gelmemiş midir? Unutmayalım yok edici yaratılan sahte bir düşmanlık adına bizler yan yana tv karşısında futbol maçı izleyemezken onlar bizler üzerinden kazandıkları paralarla kol kola piramidin zirvesi olmasa da üçüncü katında şatafatlı hayatlarından bizleri eminim gülerek izliyordurlar.
-Rıza Can Aşık-
*
*
Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazı ve şiirlerin bu sayfadan başka bir yerde yayınlanması yasaktır. Ancak; kaynak, yazar ve şair ismi belirtilerek ya da site bağlantısı eklenerek paylaşılabilir. Aksi paylaşımlar 5846 sayılı kanuna tabidir.