28 Oca 26 - Çar 6:33:pm Sine-i Millet
Dark Light

Blog Post

Sine-i Millet > Kitap ve Film İncelemesi > PALTOSUZKEN KİMDİN?

PALTOSUZKEN KİMDİN?

Hifa Berre’nin kaleminden…

Bazı kitaplar bittiğinde insan ayağa kalkmakta zorlanır; çünkü okuduklarının bir kısmı hikâye değil, aynadır. Gogol’ün Paltosu tam olarak böyle bir hikaye… Sessiz, küçük ve neredeyse görünmez bir adamın hikâyesi gibi başlar; ama sayfalar ilerledikçe insan, üşüyenin yalnızca Akaki Akakiyeviç olmadığını fark eder. 

Gogol’ün Paltosu, yalnızca yoksul bir memurun trajedisi değildir; insanın dünyada görülme, tanınma ve var olma arzusunun soğuk bir alegorisidir. Akaki Akakiyeviç’i okurken onunla gerçekten tanışmayız; onu fark ederiz. Çünkü Gogol bize bir kahraman değil, sistemin içinde eriyip silinen bir insanın siluetini gösterir. Sessizliğin, önemsizliğin ve sıradanlığın insanı nasıl yavaş yavaş yok ettiğini anlatır.

Yoksulluğu yüzünden bir palto alabilmek için aylarca temel insani ihtiyaçlarını kısıtlayan bir memur düşünün… Bu fedakârlık bile başlı başına, yaşamakla hayatta kalmak arasındaki ince çizgiyi ifşa eder.

Ruh gözüyle okumayı başarırsak, paltonun basit bir giysi olmadığını fark ederiz. O, insanın kendine verdiği değerin, toplumun ona biçtiği değere dönüşmüş hâlidir. Akaki için palto, ısınmaktan çok var olmak için gereklidir. Bir amaçtır. Uğruna yaşanılan bir amaç. Yeni paltoyla birlikte ilk kez görünür hâle gelir; bakışların, cümlelerin ve kısa da olsa bir saygının muhatabı olur.

Fakat ne yazık ki -absürtlüğü bir distopya kanunu gibi dursa da- günümüz dünyasında da geçerli olan acı bir gerçek vardır: Toplum, sana verdiği değeri bir eşyaya bağladıysa, o eşya kaybolduğunda sen de kaybolursun. Palto çalındığında yalnızca bir giysi değil, Akaki’nin dünyadaki meşruiyeti de sökülüp alınır.

Ve işte burada Gogol’ün dehası belirir. Çünkü Akaki’nin ölümü trajik olmaktan çok doğaldır. Onu öldüren soğuk değil; ilgisizliktir. Bürokrasi, kibir ve önemsiz insan kavramı, Akaki’yi hayattayken zaten bir hayalete dönüştürmüştür. Ölüm yalnızca bunu resmileştirir.

Hikâyenin sonunda ortaya çıkan hayalet ise bir intikam figüründen çok, bastırılmış bir hakikattir. Akaki artık korkutur; çünkü artık görmezden gelinemeyecek kadar görünürdür. Yaşarken kimsenin bakmadığı adam, öldükten sonra herkesi kendine baktırır. Gogol sanki şunu fısıldar: İnsanı hayalet yapan şey ölüm değil, hayattayken yok sayılmasıdır.

“Hepimiz Gogol’ün paltosundan çıktık” sözü tam da burada anlam kazanır. Çünkü Palto, modern edebiyatta kahramanın merkezden çekilip, sıradan insanın sahneye çıktığı ilk kırılma noktalarından biridir. Akaki Akakiyeviç’ten sonra edebiyat, büyük ideallerin ve yüce karakterlerin değil; ezilen, yabancılaşan, görmezden gelinen bireyin hikâyesini anlatmaya başlar. Camus’nün “Yabancı”sındaki Meursault, Kafka’nın “Dava”sındaki Josef K., Dostoyevski’nin “Yeraltından Notlar”ındaki isimsiz anlatıcı… Hepsi Akaki’nin Petersburg sokaklarında üşüyen gölgesini taşır. Hepsi sistemin karşısında küçülen, anlam arayışıyla yalnızlaşan, varlığına tanık arayan figürlerdir.

Ama bu sözün asıl sarsıcı tarafı edebî değil, varoluşsaldır. Çünkü hepimiz biraz Akaki’yiz. Görülmek için bir paltoya, bir unvana, bir statüye ya da başkalarının onayına ihtiyaç duyan… Ve o paltoyu kaybettiğimizde -işimizi, kimliğimizi, değerimizi temsil eden her neyse- çıplak kalan varlığımızla ne yapacağımızı bilemeyen. Gogol’ün asıl dehası, bu kırılganlığı bir yüzyıl önceden görünür kılmasıdır: İnsan, elinden alınan şeyle değil; o şeye yüklediği anlamla yıkılır.

Bu yüzden Palto, geçmişte kalmış bir Rus hikâyesi değil; hâlâ üzerimizde taşıdığımız bir sorudur: İnsan, paltosuz kaldığında kimdir?

-Hifa Berre-

*

*

Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazı ve şiirlerin bu sayfadan başka bir yerde yayınlanması yasaktır. Ancak; kaynak, yazar ve şair ismi belirtilerek ya da site bağlantısı eklenerek paylaşılabilir. Aksi paylaşımlar 5846 sayılı kanuna tabidir.

Visited 26 times, 1 visit(s) today

Leave a comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir