14 Tem 25 - Pts 7:34:am Sine-i Millet
Dark Light

Blog Post

Sine-i Millet > Tarihten Notlar > Tanzimat’ın Gelişi ve Uygulanması

Tanzimat’ın Gelişi ve Uygulanması

Furkan Alp’in kaleminden…

Tanzimat, Sultan Abdülmecid’in yayınlattığı mülkî ıslahat programı ve bunun uygulandığı döneme verilen addır. 3 Kasım 1839’da okunan bu fermanın diğer adları; “Gülhane Hatt-ı Hümâyûnu” veya “Tanzimât-ı Hayriyye”dir. Literatürde “mülkî idareyi ıslah ve yeniden organize etme” manâsında kullanılır. Tanzimat Döneminin ne zaman sona erdiği ise tartışmalıdır fakat siyaseten sona erme tarihine Meclis-i Mebusan’ın kapatıldığı 1878 diyebiliriz. Sosyal ve iktisadi olarak ise Mütareke Devrine kadar uzatabiliriz zira Tanzimat ile beliren anlayış ve uygulamalar hem 2. Abdülhamit Devri hem de 2. Meşrutiyet Devrinde devam etmiştir.

Tanzimat’ın şartlarını hazırlayan ve tanzimat tohumlarını eken kişi 1839’da ölmüş olan Sultan 2. Mahmud’dur. 2. Mahmud, Yeniçeri Ocağı’nı kaldırdıktan sonra Osmanlı merkez teşkilâtını tamamen değiştirdi. 1831’de sarayda önemli bir müessese olan Silâhdarlığı lağvetti; sır kâtipliğini, Mâbeyin Başkâtipliğine dönüştürerek saray sekreteryasını meydana getirdi. 2 yıl sonra Mâbeyin Müşirliği’ni kurdu ve Enderûn-ı Hümâyun’un oda nizamını yeniden düzenledi. Bâbıâli’deki kurumların isimlerini değiştirdi ve görev alanları daha açık biçimde tanımlanmış uzmanlık birimleri olan nezaretleri teşkil etti. Meclis-i Vâlâ gibi yüksek meclislerin yanında nezaretlere gördükleri işlerde yardımcı olmak üzere bazı meclisler kurdu. 24 Mart 1838’de teşkil ettiği Meclis-i Vâlâ’nın kuruluş amacını, yapmayı düşündüğü ve Tanzîmât-ı Hayriyye (Tanzîmât-ı Mülkiyye) diye nitelendirdiği ıslahatı tesbit ve müzakere şekli olarak belirledi. Bu adlandırma onun tasarladığı reformların genel adıydı. Mayıs 1838’de biri ulemâ, diğeri memurlar için iki ceza kanunu hazırlatmıştır.

İngilizlerle Baltalimanı Ticaret Muahedesi ve ardından diğer Avrupa devletleriyle imzalanan benzer antlaşmalar yapıldı. 24 Mayıs 1839’da ticaret, sanayi ve tarımı geliştirmek amacıyla çalışmalar yapmak üzere Ticaret Nezâreti ve aynı yıl içerisinde bir Mahkeme-i Ticâret kuruldu. Başkanlığını Ticaret Nâzırının yaptığı mahkemede tüccar temsilcileri de bulunuyordu.

2. Mahmud döneminin sonlarına doğru, yıllardır devleti uğraştıran Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın yol açtığı Mısır meselesi tekrar ortaya çıktı ve isyanla uğraşan ordunun masrafları hazineyi sıkıntıya soktu. 24 Haziran 1839’da Mısır kuvvetlerinin Osmanlı ordusunu Nizip’te ağır bir yenilgiye uğratmasının ardından 1 Temmuz’da 2. Mahmud vefat etti ve yerine oğlu Abdülmecid geçti.

Tanzimat Fermanı’nda, 1837’de Hariciye Nâzırı olmuş olan Mustafa Reşid Paşa’nın çok merkezî bir yeri vardır. Sultan Abdülmecid’in 17 Temmuz 1839’da yayımladığı cülûs hatt-ı hümâyununda; bütün devlet işlerinde kanuna ve hakkaniyete uyulması, rüşvet ve zulümden kaçınılması, ülkede yaşayan müslim-gayri müslim bütün halkın güvenliğinin sağlanması, saraya hediye gönderilmemesi ve bürokratların bu tür hediyeleri kabul etmemesi ve rüşvet alanların cezalandırılacağı gibi Tanzimat Fermanı’nın önemli ilkeleri mevcuttu. Padişah taşraya gönderdiği diğer bir hatt-ı hümâyunla görevlilerden, yol masraflarını kesinlikle halka yüklememelerini, halktan hiçbir şey talep etmemelerini ve kimseye angarya yüklememelerini istedi. Bunlar Tanzimat Fermanı’nın ayak sesleridir.

Tanzimat’ın ilânından önce Sultan Abdülmecid’in emriyle Sadrazam Koca Hüsrev Paşa’nın başkanlığında Bâbıâli’de bir meşveret meclisi toplandı. Otuz sekiz yüksek bürokrat ve ilmiye mensubunun katıldığı bu mecliste kabul edilen ilkeler padişah tarafından da onaylandı. Meclis mazbatasının altında mührü bulunanların yarısı ulemâdandı. Bu meclis ve benzeri nevzuhur devlet müesseselerinin anıştırdığı şey, modern devlet sistemlerine intibak idi. Yani Batı’daki siyasi gelişmelerin İstanbul merkezli yansımalarıydı.

Hariciye Nâzırı Mustafa Reşid Paşa 3 Kasım 1839’da Gülhane Meydanı’nda; vükelâ, ricâl, ulemâ, Rum ve Ermeni patrikleri, hahambaşı, esnaf temsilcileri, sefirler ve diğer hazır bulunanların önünde Tanzimat Fermanı’nı okudu. Sultan Abdülmecid, töreni Gülhane Kasrı’ndan izledi.

Ferman: kurulduğundan itibaren Kur’an hükümlerine ve şeriata uyulduğu için devletin güçlü, ülkenin mâmur ve halkın refah içinde olduğu; ancak 150 yıldan beri bunlara riayet edilmediğinden bu durumun zaaf ve fakirliğe dönüştüğünü; coğrafî konumu, arazilerinin verimliliği ve halkının çalışkanlığı göz önünde tutulduğunda gerekli tedbirlerin alınması halinde devletin 5-10 sene içerisinde eski vaziyyetine kavuşacağı tesbitiyle başlar.

Bunun için hazırlanması gereken yeni kanunların esası can güvenliği, mal, ırz ve namusun korunması, vergilerin düzenlenmesi, asker alımının ıslahı şeklinde belirlenir. Bu arada halkı ve hazineyi zarara uğratan iltizam usulünün sakıncalarından söz edilerek kaldırılacağına dair işaret verilir. Verginin herkesin gücü nisbetinde tahsil edilmesi ve kimseden fazladan bir şey istenmemesine vurgu yapılır. Askerlik süresinin belirsizliğinden ve askerlerin kurallı değil gelişigüzel alınmasından şikâyet edilir. Askerlik alanındaki bu uygulamanın; tarımı, ticareti ve nüfus artışını olumsuz yönde etkilediğine, dolayısıyla askerlik süresinin dört veya beş yıl olarak belirlenmesi gerektiğine vurgu yapılır.

Hiç kimse için yargılanmadan ölüm hükmünün verilmemesi, herkesin malına mülküne istediği gibi tasarruf edebilmesi, bu haklardan müslim-gayri müslim bütün tebaanın aynı şekilde yararlanması, bu konuları görüşmek üzere görevlendirilen Meclis-i Vâlâ’nın üye sayısının arttırılması, vükelâ ile ricâlin de zaman zaman meclisin toplantılarına katılması, askerî düzenlemelerin müzakere edilip belirlenmesi, rüşveti önlemek amacıyla etkili bir kanun hazırlanması ve bu fermanın bütün iç ve dış kamuoyuna duyurulması kararlaştırılır. Reşid Paşa’nın hatt-ı hümâyunu okumasının ardından toplar atılır ve kurbanlar kesilir. Sultan Abdülmecid ilân edilen hususlara uyacağına dair yemin eder. Fermana göre vükelâ, devlet memurları ve ulemânın da yemin etmesi, buna uymayanların rütbesine bakılmayıp cezalandırılması gerekiyordur. Fermanın ilânından 5 gün sonra önde gelen devlet ricâlinin yemin ederek görevlerine başlamaları kararlaştırılır.

Tanzimat Fermanı, geleneksel yapıyı kökten sarsacak yenilikler getirmekteydi. Müslim-gayri müslim eşitliği, Yunan ve Sırp isyanlarıyla birlikte milliyetçi bir tutum sergileyen gayri müslimlerin, imparatorluktan ayrılmasını önlemek amacıyla ortaya atılan ve daha sonra sık sık vurgu yapılan bir “Osmanlı Milleti” teşkil etmeyi hedefleyen önemli projenin somut olarak ilk büyük adımıydı (2. Mahmud’un devrinde, Tanzimattan 10-15 sene evvelden itibaren bunun ilk emareleri görülür). Burada belki de ortaya konmak istenen olgu, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki gibi farklı din, ırk, mezhep, ana dil vb. köklere sahip pek çok unsurun “Birleşik Devletler yurttaşı” olmak gibi ortak paydada buluşmasına benzeyen bir vaziyyet ortaya koymaktı. İstanbul hükümetinin desteklediği, 19. Yüzyıla mahsus bu hareket, istenildiği gibi başarıya ulaşmadı.

Tanzimat Fermanı dış kamuoyunda farklı tepkilerle karşılandı. İngiliz ve Fransız kamuoyu fermanı olumlu, Avusturya ve Rusya olumsuz karşıladı. Bu düzenlemeyle padişahın ve üst düzey yöneticilerin yetkilerinin sınırlandırıldığını gören Avusturya Devlet Şansölyesi Prens Metternich, ülkesinde de benzer taleplerle karşılaşabileceği endişesiyle reformları eleştirdi. Rusya ise dahili ve harici siyasette devlete güç katacağı ve İngiltere ile Fransa’nın Osmanlı Devleti üzerindeki etkinliklerini arttıracağı kaygısıyla yeni kararlara karşı menfi bir tavır takındı.

Valiler ve Takvim-i Vekāyi vasıtasıyla Tanzimat Fermanı bütün ülkeye duyuruldu. Valilerden halkın ileri gelenlerini meydanlarda toplayıp fermanı okumaları, herkese içeriğini “güzelce” anlatmaları ve ayrıntıları daha sonra belirlenecek olan vergi ve askerlik dışındaki maddelerini hemen uygulamaya koymaları istendi. Zira hükümet fermanın yanlış yorumlanıp ülkede isyanların çıkmasından endişe etmekteydi. Nitekim Osmanlı tebaasını meydana getiren her zümre fermanı kendi açısından yorumladı: Müslümanlar gayri müslimlere verilen yeni haklardan hoşlanmadı, gayri müslimler ise büyük bir beklenti ve ümide kapıldı. Öte yandan çıkarları zedelenen ulemâ, âyan ve hatta valiler şeriatın çiğnendiğini ve müslümanların gavurlarla aynı seviyeye getirildiğini söyleyerek halkı tahrik etti.

Hükümet, Tanzimat reformlarını uygulama bağlamında bu duruma hazırlıklı değildi. Dolayısıyla öngörülen ıslahat ülkenin tamamında değil öncelikle Edirne, Bursa, İzmir, Ankara, Aydın, Konya ve Sivas gibi merkeze yakın, yapılanların kolaylıkla denetlenebileceği yerlerde uygulamaya konuldu. Merkezle ciddi sorunlar yaşayan Mısır eyaleti de çok uzak olmasına rağmen uygulama kapsamına alındı ve 6 Aralık 1839 tarihli fermanla Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’dan Tanzimat’ı Mısır’da uygulaması istendi. Mehmet Ali Paşa; fermanı ilân edeceğini, idaresi altındaki yerlerde bu ilkeleri zaten bir süreden beri uyguladığını bildirdi. İki tarafın birbirine karşı bu tavrı aslında bir güç gösterisine ve rekabete işaret etmekteydi.

Tanzimat’ın en önemli maddelerinden biri iltizamın kaldırılmasına ve çeşitli isimler altında alınan vergilerin yerine herkesten geliri oranında bir verginin tahsiline yönelikti. Merkezde malî bir yönetimin kurulabilmesi, yani gelirlerin hazinede toplanıp harcamaların da buradan yapılabilmesi için merkez ve taşra teşkilâtının buna göre düzenlenip öncelikle halkın gelir seviyesinin belirlenmesi gerekiyordu ancak 2. Mahmud’un başlattığı malî ıslahat henüz istikrar bulmamıştı. Nitekim 28 Şubat 1838’de Mâliye Nezâreti’ni kuran ve müsâdereyi kaldırıp memurlara maaş bağlayan 2. Mahmud’un ölümünden iki ay sonra 2 Eylül 1839’da Maliye Nezâreti lağvedilip Hazîne-i Âmire ile Hazîne-i Mukātaât defterdarlıkları kuruldu. Valilere sadece eyaletin güvenliğiyle ilgili hususlar bırakılarak merkezî otorite güçlendirilmeye çalışıldı. İltizam usulü kaldırıldı ve 19 Ocak 1840’ta Tanzimat’ın uygulandığı yerlerin malî işleriyle ilgilenmek üzere Maliye Nezâreti yeniden kuruldu; eski usulün tatbik edildiği alanlar ise defterdarlığın sorumluluğunda kaldı. Fakat bu iki başlı yönetim malî kargaşayı daha da arttırdı ve Nisan 1840’ta defterdarlık kaldırılıp Nezâret tekrar maliyenin yegâne sorumlusu oldu. Bu arada 9 Eylül 1840’ta Nezâretin maiyetinde Meclis-i Muhâsebe-i Mâliyye teşkil edildi.

Tanzimat Fermanı’nın ilanından sonra Tanzimat Devri yaşandı ve 1856’daki Islahat Fermanı gibi vakalara önayak oldu. Bu devir, gayrimüslimlere daha fazla hak tanınmasının ve devletin Avrupa’ya dönüp de oradaki gelişmelere bakmasının devri olarak hatırlanır. Zira bu devirde hem gayrimüslimleri müslüman ahaliden alenen hakir gören sunuf-ı millet sistemi inkâr edilmiştir hem de Batıdaki usül ve müesseselerin model alındığı itiraf edilmiştir.

Nizam-ı Cedid, Sened-i İttifak, Yeniçeri Ocağının ilgası, Nizip Muharebesi gibi olayların ardından gelen Tanzimat Devri; 3 Kasım 1839 Gülhane Hattı Hûmayunu’yla başlamış ve 1878’da Meclis-i Mebusan’ın kapatılmasıyla sonlanmıştır. Osmanlı’da birçok şeyi değiştirmiş olan bu ferman ve bu devir, aslında başlamış ve devam edecek olan ıslahatlar ve arayışlar silsilesinin bir parçasıdır.

-Furkan Alp-

Visited 34 times, 1 visit(s) today

Leave a comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir