02 Kas 25 - Paz 10:15:am Sine-i Millet
Dark Light

Blog Post

Sine-i Millet > Edebiyat Köşesi > Şiir > Güzergâhta Kalmak İçin İlahi

Güzergâhta Kalmak İçin İlahi

Hasret Topçu’nun Kaleminden…

Ey benzi solgun
Etine sımsıkı yapışan nergisim benim
Senden hiçbir şey kalmayıncaya kadar bakadur o ince tülün ardından
Yaşam geri alacak görüntünü
Oysa sen
Bir başkaca değil miydin tanrının gözünde
Sudaki aksin ile meşk eyleyedururken
Seni diğerlerinin uzağına koyduğunu düşünmedin mi hakikaten
Sonra büyüdün ve artık konuşmak zorundasın
Bununla lanetlendin yüreğinde ah u zar
Sahi seni es geçmiyor muydu ilahi yasalar?

Biliyor musun
Ölüm fikri zamanla inceltiyor insanı
Kopmayınca boyunda sicim
Ya ölü diyorlar ya şair
Gizlenen bir ilahi kitap gibi
Nöronların arasına karışıyor bir cisim
Düşün ki beynine sarışık hallaç pamuğudur hakikat
Sabah beşlere kadar uyutmuyor seni
Bak mesela deri yüzerlermiş eskiler
Bugün bıçak ruha dayanmakta
Bil

Zihnimde kireç ve pas tutmuş odada asılı bir Anabel Lee
Bilmediğim bir uzvum sancıyor çocukluğumu düşündükçe
Bundan da bir mânâ devşireceğim sabah 5 de
Yaşadığıma dair fiyakalı bir delil hem
Kederli olmanın seçkin bir dokusu var içe işleyen
Ey cismim bu yüzden yığından esirgiyorum seni
Senden esirgiyorum bile isteye bulaşmayı ve karışmayı ona
Seç seç seç
Seç -ebil
Farzet ruhun bilinçli bir ebabil
Maruz kalma diye çağın yalanlarına
Ağzından balçık indir

Güzergahta kalabilmek için meşke ihtiyacın var
Büyüdükçe konuşmak zorundasın, söyledim
Dudaklarında paslı çamur tadı kaldı balçıktan
Bir bakışla anlaşılamayacak böylece artık aşk
Bunu bir ahir zaman alameti bil
Kelimeler imgeden git gide uzaklaşacak
Onun lisanıyla anlatmak zorundasın
Tüm sapkınlığıyla bu çağdan iğrendiğini
Bir kere indin mi fildişi kuleden
Avam içre bir havas
Kurt postunda bir koyunsun artık
Seni bir bengi dönüş bekleyecek salt
Bir kanserli gibi güne her sabah yeni morluklarla başlayacaksın
Avuçlarında saç öbek öbek
Üstelik sadece yirmi altı yaşındasın

Hiç olmazsa kalk masadan ve öğür bir kere
Kurtul artık o derin mide sancısından
De ki, beni özümde tutacak o acı balçık tadıdır
Delildir dedim ya fiyakalı olduğuma
Böylece kurtarırım ruhumu yahudalıktan
Ki bu çağ eşya için Yahuda’ya öptürür yanlarını
En güzel şaraptan daha evladır reddetmek
Onların yemek için savaştıklarını

Tenimden yayılan şey perde oluyor çarmığıma
Beni gerenler görmüyorlar bunu 
Bilakis mecnun bir şairdi diyorlar duyuyorum
Parmak uçlarımdan aşağı dökülüyor baplar
Ayetler dönüyor nöronlarımda
Yoğun bir bakır kokusu ve o pas
Duyuyorum gönlümde bir sezgi dürtüyor beni
Gönlüm öyle büyüyor ki kan kaybından bile ölemiyorum
Sonra
Sana inanıyorum diyeni görüyorum yüzünde çamurla karışık nal izleri 
Balçığa bulanmış biraz
Düşündürüyor ve
Sevgim şüphe etmekten iğrendiriyor beni
Midem bulanıyor sana şeksiz olmaktan

Baktım 
Tanımların arasında bulamadım ismimi 
1980 diyesim geliyor kendime 
Karmaşık ve kaotik bir çağrışımım
Artık başarmaktan sıyırdım bendimi
Kendimi dururken de seviyorum artık

Sonra 
Bir yerlerim acıyor laboratuvardan bakarken 
Ve bir yerlerim saçılıyor kozmosa bir yanım mistik
Bir yerlerim filizleniyor mabette nöbetteyken
Buna amfi de dahil
Korku beni enterese etmiyor haşyet kapıma dayanmışken
Dedim ya dün sezgiye mikroskopla baktık
Kendimi susarken de seviyorum artık

Sindiğim doğru inkar edemeyeceğim
Bıkmışlığım kendimden yeni değil
Bir de son paramı begonvile vermiştim hatırla sene iki bin yirmi miydi neydi
O da son baharda açıyor benim gibi
Bana sorarsan bu demokratik bir propaganda biçimi
İnsan demokratlığı bir begonvilden de öğrenebilir

Göğsüm daralıyor
Yağmur yağarken karıncalar kıyamet sayıyor bunu yuvalarda
Oysa rahmet diyor buna inananlar 
Ya tanrı en çok hangisinin tanrısıdır
Hangisinin bakışı eğitilmelidir mesela

Bir kök serpiliyor diplere doğru 
Kırışık ve uzayan
Gök yarılırcasına gürlüyor griliğin arasından
Kim bilir kimin incinme sesi bu
Tanrılar ne için çarpışmakta yine
Bir çocuğun düşleri akıyor yastığa kulaklarından

Sevmek bir beceridir
Üstümde doğuştan bir ayrılık esvabı, eskiyorum
İnan, kork ve baş eğ hükümranlığıma
Kör değilsin biliyorum
Vazgeç görmeyi reddetmekten
Hem tanrının nizamında
Polisten ve yasadan daha çok korkuyor yığınlar
Ona sen de dahilsin bunu da biliyorum  
Ondan sonra benden korksaydın yani ne vardı
Gereği düşünüldü diye duyup ayağa kalksaydın beni görünce
Yazgın beni bulsun diye
Adalet mi olmam lazımdı
Bak ben beceremem demiştim başta
Bana sadece şiir yazsın demiş tanrı

Güzergahı unutmadan bulaş bana illet bir hastalık gibi
İrinli ve kabuk tutmayan, belki cüzzam
Diyeyim ki tanrı ruhuma değdi
Pay çıkarayım matematiksel bir izah gibi saf inancın mümkünlüğü olasılığından
Yoksa dinmez içimde Anabel Lee’nin yası
Ah sen çelimsiz ruhumun ahuyane fiyakası

Katilin bazen bir sinektir beynine giren 
Sinekti kutsal kitaplarda
Bugünse yasaklı bir fikir
Bazen avcın komutan olur gelir ordularıyla 
Hangisi daha az utanç vericidir senin için
Ki bugün kızıl deniz bir daha bölünemez ikiye
Asası bende değil Musa’nın
Mührü bende değil Süleyman’ın
Bugün nasıl anlaşılacak ne olduğum ya Rabbi
Ne fark var benimle firavun arasında
Nolur bana kıyak geçemez misin

Yazmak zorluyor beni
Kale kapılarını zorlayan işgalciler gibi
Yaşlanıyorum, unutuyorum git gide en iyi bildiğim şeyleri
Sanki askerler bir ağaç kütüğü vuruyorlar şehrin kapısına
Taş plağımda polyushka polye ve ıscacık bir samyeli hissi
Kıbrıs’ta bir plakçıya verdiğim not kurtaracak beni bu vurgundan
İnanıyorum bir gün bir mektup veya telefon alacağım
Ucunda umudumun silüet bulmuş hali
Hem bıraktım delice savunduğum tezi
Sen savunduğum şehir say
Düştü içim
Saat 19.19 hissiz bir cuma ertesi

Zihnimde süt, bal ve iman dolu tasarılar
Onlardan olmadığım anlaşılmamalı diye
Şehrin iskeletinden boynuma bir künye yapmaya kalkışıyorum
Sonra
Sancıyorum
Sivil itaatsizlik doğuruyor bir yerim
Koynumdaki yar değil kutsal kitaplar
Başıma ağrılar giriyor tefekkürden
İşte nerem acıyorsa orayı tekmeliyor şehir
Nereyi tekmeliyorsa
Oradan fışkırıyor bu şiir
Ondan biraz saçma

Ben çarşılardan yürürken ulu bir gezginim
Bir kendime ulu gelirim herhalde
Bak bu tesellidir, gülme
Süt, bal ve borsa dolu masalardan tiksinerek çekildim
Bak bu da şiirdir
Hakikate adanmış her hareket gibi ışır karanlıkta
Sen davranabil -ebabil
Kim bilir belki Levhi mahfuz’da senin adındır şiir

Koşmayı bıraktım
Artık yazgım koşsun arkamdan
Devam arasın beni artık
Yoksa nerede kaldı yazgıya iman
Meleklerin cinsiyetinden söz ediyorlar duyuyorum
Helal lokma bu kadar konuşulmadı Rabbim, şahidim
Bir yetimin başı da okşanmadı bu kadar

Ben yasaklı kitaplar arasında en tehlikeli olanım
Devlet erkanı ilk beni görür o yığında
Toplum ilk beni taşlar
Ha bu arada Hallaç’a da o gülü ben fırlattım
Bilseler bunu topa tutarlar beni taa Polatlı’dan
İnanmazsın Sabahattin Ali’yi bile görmüşlüğüm var rüyamda
“O da bizden” dedi bana
Bak işte suçluyum demiştim
Beni mahveder özel kuvvetler bunu bir duysa
Annen bile anlamayınca büyüyorsun
MİT’in bile haberi yoktur bundan
Onları affedebilmek için bile yalvarınca Allah’a
Ve bundan da
Üzülme cismim sadece nereden geldiğini hatırla
Kendini bil, nutfeydin, büyüdün, incindin, sanat, edebiyat, çalış, evlen, falan filan..
Sen paltoma attığım bir kötü zamanlar için şiirisin
N’olursun unutma

İnsanlar pusu kuruyor birbirini öldürmek için
Güzergahıma bir pusu kuramadın mı yoksa
Kararlı olsaydın bana rağmen ve fakat benim için
Bak Amerika bile yıllardır çıkmıyor Irak’tan
Vaatlere boğsaydın bari onun gibi, aynı şey
Demokrasiyi getireceğim deseydin hiç olmazsa aklıma
Güzergahımdan etseydin de sana doğrulsaydı yolum
Çekip çıkarsaydın beni Kenan’dan
Zihnimdeki sicimi kuyuya salsaydın hiç olmazsa
Aramızdaki görünmez ipi kullansaydın
Beni çıkartmak için koparmak pahasına
Yapmadın çünkü gönlüme girmen gerekiyordu
Çöl orada bir yerde, biliyordun
Kenan bendim
Kuyu gönlüm
Yusuf benim içimde

Hasılı üç yıla çıkma kararı almış Amerika Irak’tan
Fitch kredi notunu yükseltmiş Türkiye’nin
Çocuklarına kurutma makinasını açıp intihar etmiş bir adam
Buzullar da hızla eriyor kuzeyde
Narin’i canice öldürmüşler bir çuvala koyup
Geçti şiirin çağı
İyi değilim Edgar
Bir Anabel lee kıvranıyor içimde

-Hasret TOPÇU-
11 Eylül 2024/ İst

*

*

Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazı ve şiirlerin bu sayfadan başka bir yerde yayınlanması yasaktır. Ancak; kaynak, yazar ve şair ismi belirtilerek ya da site bağlantısı eklenerek paylaşılabilir. Aksi paylaşımlar 5846 sayılı kanuna tabidir.

Visited 85 times, 1 visit(s) today

Leave a comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir