06 Nis 26 - Pts 6:57:pm Sine-i Millet
Dark Light

Blog Post

Sine-i Millet > Köşe Yazıları > İÇİNDEKİ İSRAİLLİLİĞİ İDAM ETMEK İÇİN NE YAPTIN?

İÇİNDEKİ İSRAİLLİLİĞİ İDAM ETMEK İÇİN NE YAPTIN?

Furkan Alp’in kaleminden…

Resmi takvime göre 2026 senesinin 4. Ayının 6. Gününde bu yazıyı kaleme alıyorum. Gören gözler ve çalışan saksılar için fazla ironik bir hakikat var ki ne Vatikan’a göre ne hicri/İslami takvimimize göre ne de Yahudi/İbrani takvimine göre bu tarih doğru değil. Neyse ki bu mesele bir bahs i diğer ve bu yazı da başka bir konuyu ele almaya değer.

Geçtiğimiz günlerden birinde ana akım ve digital medyadan öğrendiğimize göre İsrail parlamentosunda -knesset?- binlerce “Filistinli” mahkumun idamına sebep olacak bir yasa oylanarak kanunlaştırıldı. Irkçı soykırımcı Yahudi Gücü Partisinin lideri İtamar Ben-Gvir’in buna önderlik ettiği ve oylama çıkışında da şampanya ile kutladıkları anlaşılıyor. Mezkur Ben-Gvir geçmişte bizzat kendi hükümeti tarafından; cani bir hahamın kurduğu ve Yahudi üstünlüğünü sağlamak için Yahudi olmayanlara zorbalık etmeyi hedefleyen “Kah” isimli bir terör örgütüne üye olmak suçuyla mahkum edilmiş biri olduğunu belirtelim.

Kısa bir internet araştırmasıyla karşımıza çıkan bilgi, İsrail’in 1962’den bu yana sadece 2 mahkumu idam ettiğidir. Önümüzdeki süreçte eğer binlerce müslüman kısa süre içerisinde idam edilecekse buna Siyonist veya Talmudist olmayan İsrailliler dahi isyan edeceklerdir. Niçin böyle bir tesbit yapmayı tercih ettim? Çünkü İsrail şimdiye kadar -resmen- sadece 2 kişiyi idam etmiş görünüyor oysa ki kaç milyon masumun ölümünden sorumlu olduklarını kendilerinin bile tesbit edemediğine eminim. Buna rağmen şimdi azalmış olsa da -medya sansürüne rağmen- İsrail vatandaşlarından bile bu soykırımcı/şeytani devlet politikalarını protesto eden kitleler olduğunu biliyoruz. Azalmış olması hem Hamas ile devam eden bir savaş olduğu söylemi hem de sert devlet kısıtlamaları ile alakalı. Halkın çoğunluğu Siyonist/Talmudist görüşe öyle ya da böyle ikna oldu kalanlar da -en azından şimdilik- ikna olmuş gibi yapmak zorunda olduğunu biliyorlar. Yani Knesset’ten çıkan bu vahim karara İsrail’in içinden kamuoyu tepkisi gelmeyecek olduğu bir görünen köy ve kılavuza yani yazıyı bu tarafa doğru uzatmaya lüzum yok. İçlerindeki israilliliği idam ederek vicdanlı ve erdemli bir insan olduğu zannıyla rahatlayacak bir azınlık vardı fakat şimdilik ipi kendi boyunlarına geçirme fırsatları kaçtı.

İsrail haricindeki gayrimüslim kitleler arasında anti-siyonist aks ül ameli en çok dikkat çeken halklardan biri İspanyollar ve o biçim devlet başkanları Pedro Sanchez oldu. İrlanda ve bazı Latin Amerika ülkeleri de yine bu Siyonist caniliğe karşı en çok protesto düzenleyen ülkeler arasında. Hatta ABD’de yaşayan tahminen 40-45 milyon nüfusa sahip “İrish/Celtic” kitlelerin oradaki Anti-İsrail söylemleri tervic ettiği anlaşılıyor. 7 Ekim 2023’ten itibaren hızlı ve senkronize şekilde İsrail’e destek açıklayan bütün o Avrupa hükümetleri bu süreçte birer birer çark etti. Kötüydüler de iyi mi oldular? Birtakım angutlara aklımızı kiraya verseydik biz de bu zanna kapılabilirdik lakin öyle olmadı. Karamsar bir realizm ile şuna hükmedebiliriz ki onlar için hiçbir şey değişmedi sadece hükmetmeleri icab eden halk yığınları ile zıtlaşmak işlerine gelmedi. Peki ya Avrupa-Amerika ve Hıristiyan(?) diyarlarda yükselen bu İsrail karşıtlığı, varlığını neye borçlu? Bunu belki başka bir yazıda ele alırım şimdilik “İsrail haricindeki gayrimüslim kitleler”in içlerindeki israilliliği idam etmek için ne yaptıklarından devam edelim.

Mesela liberteryen ekolojist enternasyonel sosyalist ve medyatik aktris pardon aktivist Greta Thunberg, bu sefer yüzünü buruşturup hıçkıra hıçkıra “how dare you!” diye bağırarak dikkatleri üzerine çekmedi. Halbuki daha geçen Haziran’da Kurtarıcı Jesus’ın 12 havarisini sembolize etsin diye seçilen 12 kişilik “Madleen” isimli kurtarıcı gemisiyle Filistin’e bir sefer düzenlemişti. Bu seferin medya tarafından kutsal bir haçlı seferi olarak hristiyanlara pazarlanmasından ziyade kutsal bir cihad gibi müslümanlara pazarlanması pek çok derin anlam ihtiva ediyor. Zira Madleen kelimesi Magdalalı/Mecdelli demektir. Bu da elbette Mecdelli Meryem’i işaret eder. (İslam inancına göre Nebi Hz. İsa aleyhisselam’ın annesi olan Meryem hazretleri ile karıştırılmamalıdır zira bu başka bir Meryem).

Peki ya Mecdelli Meryem kimdir?
Bu sorunun literatürde iki farklı cevabı var. Birinci cevap; bütün incillere göre -farklılıklar olsa da- sonradan doğru yola erişip Tanrı İsa’nın takipçilerinden olarak kurtuluşa ermiş bir azizedir. İsrail’de yaşayan ve fahişelik yapan Mecdelli Meryem bir gün taşlanarak linç edilmek üzeredir. Jesus gelerek o çok meşhur “ilk taşı günahsız olanınız atsın” kelamını eder ve öfkeli kalabalığı dağıtır. O günden itibaren Meryem tövbe ederek doğru yolda yaşayıp ölür ve bir azize olduğu kabul edilir. Bu Papalığın ve heterodoks olmayan bütün hıristiyan kiliselerinin temel cevabıdır.

İkinci cevap ise çok daha acayiptir zira buna göre birinci cevap doğru fakat eksiktir. İddiaya göre Mecdelli Meryem, Kurtarıcı Jesus’dan hamile kalmıştır. Yani “infidel”ler Tanrıyı çarmıha gerip öldürdüklerinde Meryem zaten Tanrının evladına hamileydi. Akabindeki hadise şudur ki -zaten bütün hıristiyanlar arasında yaygın olan bir rivayete göre- İsrail’den evvela İzmir/Efes’e gelen Meryem buradan da Fransa/Marsilya’ya geçerek ömrünün kalanını orada yaşamış ve ölmüştür. Fakat burada bitmez çünkü doğum yapmıştır ve Jesus/İsa’nın soyu gizli bir şekilde 2 bin senedir devam etmektedir. Mesela meşhur Dan Brown’un meşhur kitapları bu konuyla ilgilidir; “Başlangıç,” “Da Vinci’nin Şifresi”, “Melekler ve Şeytanlar”, “Cehennem”.

Vatikan ve diğerleri, Mecdelli Meryem’in Avrupa’da bir inziva hayatı yaşayıp ölmesi söylemine karşı çıkmazlar lakin diğer iddialara şiddetle karşı çıkarlar. Halbuki Godfather isimli erkek bir tanrının ruhül kudüs yordamıyla Meryem isimli bir kadını hamile bırakması ve bundan da Jesus/İsa isimli erkek bir tanrı doğması ne kadar makul ise yine erkek bir tanrı olan Jesus’ın yine Meryem isimli başka bir kadını -bir şekilde- hamile bırakması ve ondan da soyunun devam etmesi o kadar makuldür. Yazıyı buraya doğru uzatmayacağım zira amacım baştan ayağa safsata ve çelişkiler ile dolu olan hıristiyanlığı eleştirmek değil.

Anlaşılan o ki heterodoks hıristiyanlığın içerisindeki bazı gruplar; geçtiğimiz Haziran’da, sözde İsrail’den Avrupa’ya giderek orada sözde tanrının evladını doğurup tanrının soyunu devam ettiren kişiyi işaret eden “Madleen” yani “Mecdelli” ismini verdikleri bir gemiyi bu sefer tersten yani Avrupa’dan İsrail’e göndermişlerdi. Böylece içlerindeki israilliliği idam etmek için bence çok ilginç bir hareket yapmışlardı. Şimdi ne yapacaklarını radarlarım açık şekilde bekliyorum.

İnsanların bilhassa Türk Milletinin böyle detayları öğrenebilme imkanlarından -bizzat çok iyi bilenler tarafından- mahrum bırakılması beni üzmeye devam ediyor.

Gelelim Müslim kitlelere.

“Kafkaslardaki İsrail” yani Azerbaycan, İsrail sevdasının dozajını daha yeni yeni -görünürde- kısmak zorunda kaldı zira hem kendi halkında dünya genelindeki eğilimin hafif bir benzeri görüldü hem de Türkiye’nin tavrı bunda etkili oldu. Elbette hiçbir stratejik durumda İsrail zıttı bir adım atmış değiller mesela Gazze’yi bombalayan IDF uçakları yakıtını Azerbaycan’dan alıyor ve Azerbaycan devlet başkanının güvenliğini Mossad sağlıyor ve daha bir yığın şey.

Körfezdeki aslında birer şirket olan devletçikler, İngiltere/ABD merkezli finans sisteminin kaymağını tatlı tatlı yerken şimdi acı acı füze yemek mecburiyetinde kaldıkları bir süreçten geçiyorlar. Ne de olsa İran diplerinde ve vurulması en kolay hedef vaziyyetindeler. Suudi Arabistan isimli devasa şirket ise İran’a saldırdığında başına gelecekleri bildiği için çekingen davrandı ve Donald Portakal Trump tarafından aşağılanmaya maruz kaldı. Mısır, tarihinde sık sık gördüğümüz Anti-İsrail tavrına dair ciddi bir emare göstermiş değil.

Suriye’de ise 2024’ün sonunda İsrail karşıtı hükümet devrilmiş ve İsrail ile -belli şartlarda- barışabiliriz/uzlaşabiliriz diye açıklama yapan bir hükümet başa geçmişti. Yeni Suriye Hükümetinden İsrail’i köşeye sıkıştıracak bir hamle beklemek şöyle dursun, o hükümetten hayırlı bir şey bekleyenlerin, güya içlerindeki israilliliği idam etmek için, dejenere batı kültürünün timsali olan kahvecileri basarak kendi halinde insanları, soykırımın suç ortağı ilan etme eylemlerini yapmayı şimdilik bıraktıklarını hatırlatmak isterim. (Ne durumdayız anlamak için)

İran’ın ise ne yaptığına hükmetmek için henüz erken fakat en azından animasyon savaşlarına bir son vermek zorunda kalmış gibi görünüyor. Ne de olsa vatan savunması yapıyor. Yalnız bir nokta kesin ki dünya genelinde senkronize işleyen bir İran köpürtmesi var yani bu dev aynası ile ne amaçlanıyor bilmesi zor fakat dikkate değer. Mesela İran 40 darbe alınca gayet her şey normal fakat İran 1 darbe vurunca hem yabancı hem Türkçe medyada, çok büyük bir darbe vurmuş gibi haberler ve yorumlar geçiliyor. Bunun esas sebebine dair bulanık tahminler yapmak bize fayda vermez ama daha savaşın ilk gününde İran’da bir mektebin defalarca vurularak 168 kız çocuğunun zalimce katledildiğini de eklemek isterim. İşte bunun sebebine dair bulanık bir tahminde bulunarak zihinlerdeki bazı bulanıklıkları berraklaştırmayı çok isterim. Meşhur Epstein dosyaları olarak bilinen vakalarda ortaya çıkan şeytanlıklardan biri de çocuk kurban etme ritüeliydi. İşbu binlerce yıl evvele dayanan bir kült, Baal ve Molek tanrıları ve bunlara halâ tapınan elitler ile alakalıdır. Zira bu tanrılar çocuk hatta mümkünse bakire kız çocuğu talep ederler, inananları/tapınanları da bu istekleri karşılar. İşte bu elitlerin talebi üzerine yeni giriştikleri savaşı -tabiri caizse- bir kurban keserek yani 168 masum canı katlederek kutsadılar. Bakire kız çocuklarını kurban ederek kutsal savaşlarına kutsal bir başlangıç yaptılar.

İran’a destek veren ülkelerden ikisi Rusya ve Çin’dir. Rusya’nın bu savaş durumundan iktisadi ve askeri olarak istifade etmiş olduğu anlaşılıyor. Klasik Batı karşıtı Rusya, “Yahudiliğe asla karşı değilim ve anti-semitizm ile mücadele ediyorum fakat siyonizme de Filistinlilere yapılan zulme de karşıyım” şiarını sürdürüyor. İçlerindeki israilliliği idam edip etmemek konusunda değişik bir icraatları görünmüyor. Çin ise iki yüzlü bir İsrail karşıtlığını dünyanın gözüne sokmaya kararlı. Öyle ki kendileri Uygur Türklerine eziyet ve zulüm konusunda ısrarcı değillermiş gibi mevzubahis “Filistin” olunca barış güvercini kesiliyorlar. Güya içlerindeki israilliliği idam etmek için bunları yaparken aslında içlerindeki israilliliği besliyorlar zira en kötüsü Çin devletinin Doğu Türkistan’da neler yaptığını bilemiyoruz bile.

Sonuncu olarak Dünya Sisteminin merkezi olan ülkeye bir bakalım. ABD Halkı geçtiğimiz hafta pek çok eyalette “krallara hayır” protestoları düzenledi. Bu protestoların psikolojik mihraklarından biri de “İsrail için neden savaşa giriyoruz ve askerlerimiz ölüyor” oldu zira ABD halkı genel olarak bu savaşa ve başkanlarına destek vermiyorlar. Sanki İsrail’i İsrail yapan temel güçlerin başında ABD merkezli yahudi finans hakimiyeti ve ABD merkezli siyasi/askeri Batı ittifakı yokmuş gibi onlar da içlerindeki israilliliği idam etmek için hiç olmadığı kadar ses veriyorlar. Cumhuriyetçi-Demokrat diye 2 temel politik hizibleri vardı lakin artık çok daha karmakarışık bir ABD halkı var. Mesela şimdilerde Cumhuriyetçiler; anti-semitist Neoconlar ve Evangelist/siyonist Trumpçılar olarak ikiye ayrılmış vaziyyetdeler. Beyaz Saray, <Paskalya’da zaferimizi ilan edeceğiz> derken bugün Paskalya geçti ve hem çakılmış hem de azil-istifa krizleri yaşayan bir Pentagon da bariz. Beter olsunlar deyip üzerine hiç düşünmemek de bir seçenek lakin bu da içimizdeki israilliliği idam etmemize engel olur.

-Furkan Alp-

*

*

Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazı ve şiirlerin bu sayfadan başka bir yerde yayınlanması yasaktır. Ancak; kaynak, yazar ve şair ismi belirtilerek ya da site bağlantısı eklenerek paylaşılabilir. Aksi paylaşımlar 5846 sayılı kanuna tabidir.

Visited 40 times, 2 visit(s) today

Leave a comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir